Abdullah Öcalan’ın çağrısı... AK Partili Çelik: ''Terör örgütü, Irak ve Suriye’deki uzantıları ile silah bırakmalı ve kendisini feshetmeli''
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısına ilişkin, "Türkiye jeopolitik gerçeklerine uygun, bölge değerlerine uygun bir kardeşlik siyasetini bir çare olarak, bir irade olarak koymuştur. Bu çerçevede PKK, PYD, YPG, SDG hangi adla olursa olsun, Irak'taki ve Suriye'deki bütün unsurları ve bütün uzantıları ile terör örgütü silah bırakmalıdır ve kendi kendisini feshetmelidir" dedi. Çelik, süreçte devletin nitelikleriyle ilgili bir pazarlığın söz konusu olmadığını da söyledi.
(İSTANBUL) - AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısına ilişkin, "Türkiye jeopolitik gerçeklerine uygun, bölge değerlerine uygun bir kardeşlik siyasetini bir çare olarak, bir irade olarak koymuştur. Bu çerçevede PKK, PYD, YPG, SDG hangi adla olursa olsun, Irak'taki ve Suriye'deki bütün unsurları ve bütün uzantıları ile terör örgütü silah bırakmalıdır ve kendi kendisini feshetmelidir" dedi. Çelik, süreçte devletin nitelikleriyle ilgili bir pazarlığın söz konusu olmadığını da söyledi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Çelik, partinin İstanbul İl Başkanlığı önünde basın toplantısı düzenledi. Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Çelik, şunları kaydetti: "Dünden itibaren gündemdeki konu PKK terör örgütünün silahları bırakması, feshedilmesi ve lağvedilmesi ile ilgili oluşan gündem. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakan olduğu dönemden itibaren milletimizin, vatandaşlarımızın üzerindeki yasakların kalkması, milletimizin üzerine kurulmuş vesayet tuzaklarının ortadan kaldırılması, vatandaşlarımızın kimliklerinin, hak ve hürriyetlerinin baskı altına alınması karşısında ortaya koyduğu iradenin sembol niteliğinde konuşmaları vardır. Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakan olarak 12 Ağustos 2005'te Diyarbakır'da yaptığı konuşmada 'Türkiye ne kadar İstanbul ise, ne kadar Konya ise, Samsun ve Erzurum ise o kadar Diyarbakır’dır. Bu ülkenin her yerinin her renginin, her kokusunun, her sesinin, her musikisinin farklı bir lezzeti vardır. Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur' diye ifade etmişlerdir. Bu son derece tarihi bir konuşmadır, sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakan olarak 12 Ağustos 2005’te Diyarbakır’da yaptığı konuşma. Burada, 'Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur' ifadesi son derece önemli, stratejik bir ifadedir. Çünkü bu ifade meseleyi sadece bir etnik mesele, sadece mezhebi bir mesele olarak almamakta, bütün bu meselelerin çözümünün Türkiye’nin bütününü ilgilendiren bir demokrasi meselesi olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla, 'Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur' ifadesinden sonra sayın Cumhurbaşkanımız 'Kürt sorunu benim sorunumdur' demiştir. Büyük demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak vatandaşlarımız üzerinde, Kürt vatandaşlarımız üzerindeki yasakların kaldırılması için büyük bir mücadele vermiştir. Aynı iradeyi başörtüsü meselesi, sadece bir kesimin değil, bu milletin tamamının sorunudur diyerek de ortaya koymuştur. Aynı mücadeleyi orada da vermiştir. Nitekim Alevi canlarımızın karşı karşıya olduğu yasaklar karşısında da bu da sadece bir kesimin değil, bütün Türkiye'nin sorunudur, diyerekten bu meseleye de böyle bakmıştır. "Kürt sorunu da başörtüsü sorunu da Cumhurbaşkanımızın iradesi sayesinde çözülmüştür" Cumhurbaşkanımızın siyasi hayatı memleketimizdeki sorunların, demokrasimizin standartlarının yükseltilmesi yoluyla çözülmesinin çok özel stratejilerini ve yaklaşımlarını barındırmaktadır. Dolayısıyla yasaklarla, baskılarla, bir şekilde yıllar içerisindeki haksızlıklarla oluşturulmuş Kürt sorunu da başörtüsü sorunu da sayın Cumhurbaşkanımızın bu iradesi sayesinde çözülmüştür. "Terör örgütünün silahlarını bırakması ve terör örgütünü tamamen feshedilmesi esastır" Bugün geldiğimiz noktada artık terörsüz Türkiye hedefine ulaşma zamanı olduğunu ifade ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın iç cepheyi güçlendirme şeklindeki iradesini net bir şekilde ortaya koymasının ve daha sonra bunu TBMM’de yaptığı konuşmada ayrıntılı bir şekilde ifade etmesi, arkasından sayın Devlet Bahçeli'nin tarihi çağrısı Türkiye'de, bütün Orta Doğu'da başlayan karanlık süreçlere karşı, bütün bu dalgayı göğüsleyecek ve bölgede kardeşliği artıracak Türkiye’nin içerisinde de iç cepheyi güçlendirecek yeni bir mesaj, yeni bir davet, yeni bir çağrı, yeni bir irade olarak ortaya çıktı. Bunun esası terörsüz Türkiye hedefine ulaşmaktır. Türkiye Yüzyılı’nda ortaya koyulan başlangıç iradelerinden bir tanesi budur. Bu çerçevede terör örgütünün silahlarını bırakması ve terör örgütünü tamamen feshedilmesi esastır. Türkiye jeopolitik gerçeklerine uygun, bölge değerlerine uygun bir kardeşlik siyasetini bir çare olarak, bir irade olarak koymuştur. Bu çerçevede PKK, PYD, YPG, SDG hangi adla olursa olsun, Irak'taki ve Suriye'deki bütün unsurları ve bütün uzantıları ile terör örgütü silah bırakmalıdır ve kendi kendisini feshetmelidir. Dünden beri bir tartışma yapılıyor. Türkiye'nin çağrısını birileri sadece Irak meselesiyle bağlantılı olarak indirgemeci bir yaklaşımla ele almaya çalışıyorlar. Hayır, terör örgütü dediğimizde Irak'taki ve Suriye'deki bütün unsurlarıyla PKK, PYD, YPG, SDG hangi adla olursa olsun bu terör örgütünün bütün unsurlarıyla tasfiyesinin esas olduğunu ifade ediyoruz. "Hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti'dir" Türkiye'nin içerisinde iç cepheyi güçlendirme, farklı kimliklere sahip olsak, farklı kimliklerle kendimizi adlandırsak da şunu ifade etmektedir. Etnik kimlik olarak kendisini Türk, Kürt, Arap olarak adlandıran, mezhebi olarak Alevi, Sünni olarak farklı kimliklerle adlandıran vatandaşlarımızın olması demokrasi içinde doğaldır. Adlarımızın farklı olması doğaldır ama hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Ortaya çıkan çağrı bu iradenin ürünüdür. Bölgede birilerinin terör örgütleri vasıtasıyla Kürt kardeşlerimiz, Arap kardeşlerimiz, Türkmen kardeşlerimiz üzerinde birtakım emperyalist projeleri hayata geçirmek üzere birtakım baskılar oluşturduğunu ve onları terör örgütlerinin kucağına doğru ittiğini net bir şekilde görüyoruz. Şunu net bir şekilde görüyoruz. Hiçbir emperyalist projenin terör örgütleri vasıtasıyla hayata geçirilmesine Türkiye Cumhuriyeti Devleti müsaade etmeyecektir. Terör devletlerini kurmakla ilgili projelere karşı Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı gibi harekatlarla, sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 'Bir gece ansızın gelebiliriz' diyerekten bu iradeyi şimdiye kadar ortaya koyduk ve bu irade en güçlü şekilde ayaktadır. Kürt kardeşlerimizin refahı ve güvenliği Türkiye Cumhuriyeti'nin garantisi altındadır. O sebeple Irak'ta, Suriye'de Kürt, Arap, Türkmen, bütün kardeşlerimiz, Alevi, Sünni, Dürzi, Nusayri hangi mezhepten olursa olsun bütün unsurlar için bir kardeşlik siyaseti Türkiye Cumhuriyeti tarafından yürürlüktedir ve bu iradenin arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin binlerce yıllık devlet aklı, tarih bilinci ve coğrafya şuuru vardır. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nitelikleri konusunda bir al-ver süreci söz konusu değil" Burada devletin nitelikleriyle ilgili bir pazarlık söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin nitelikleri ve milletimizin değerleri konusunda bir al-ver süreci hiçbir şekilde söz konusu değildir. Devletlerin terörle mücadele konusunda sert güç unsurları ve yumuşak güç unsurları vardır. Sert güç unsurları olarak TSK, MİT, polisimiz, jandarmamız ve bütün güvenlik birimlerimiz Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasisini korumak, vatandaşlarımızın hayatını korumak, hukuk devletini korumak için en yüksek iradeyle mücadele etmektedir. Bütün bu süreç Cumhurbaşkanımızın talimatıyla devlet kurumlarımız tarafından, MİT ve TSK başta olmak üzere bu sürecin nasıl evrileceği hassas bir şekilde takip edilecektir. Burada bir kere daha ifade etmek isterim ki, ortaya çıkan bütün gelişmelere bakış açımız, sayın Cumhurbaşkanımızın her vesileyle 12 Ağustos 2005'te Diyarbakır'da da olmak üzere ve Türkiye'nin her tarafında da olmak üzere bütün siyasi hayatı boyunca ifade ettiği gibi bütün gelişmeleri değerlendirme konusundaki bakış açımızın esası, tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet ilkesi esasında olacaktır. Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet ilkesi dışında bize yakıştırılmaya çalışılan bütün unsurların hepsi, bunu yakıştırmaya çalışanların sadece siyasi yalanından ibaret olacaktır. "Hiçbir şeffaf olmayan süreç yoktur" Muhalefet partilerinden gelen birtakım eleştiriler de maalesef son derece kalitesiz ve içeriksiz eleştirilerdir. Bütün bu sürecin İsrail'in ve Amerika’nın söyledikleri doğrultusunda gerçekleştirildiğini söylemeleri tarih bilinci yoksunluğudur, bir coğrafya şuuru yoksunluğudur. Devletimizin aklına, milletimizin öz güvenine dönük bilgisizliklerinin bir tezahürüdür. Yine bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel çıkmış, 'Cumhur İttfakı içerisinde bir kesimin öne çıktığını, diğer kesimin bütün olanları gözleyerek sürece dahil olmaya çalıştığını' ifade etmiş. Bir de üstüne eklemiş, 'Süreç şeffaf bir şekilde yönetilmiyor, şu, şu, şu kişiler tarafından yapılan çalışmalar var. Bunlar milletten saklanıyor' diyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın en temel mesajı bütün bu çerçeve içerisinde, dün de bir vesile ile ifade ettiler, Cumhur İttifakı bir ve bütündür. Cumhur İttifakı içerisinde bir çatlak yoktur. Bu çerçevede hem iç cephenin güçlendirilmesi hem terörsüz Türkiye hedefine ulaşılması Türkiye Yüzyılı prensipleri açısından ele alınmaktadır. Hiçbir şeffaf olmayan süreç yoktur. Maalesef sayın Özgür Özel, TSK'yı, komuta kademesini hedef alırken 'Duydum' diyerekten, 'Birileri bana söyledi' diyerekten konuşuyor. Muhtemelen partisindeki bazı emekli askerlerin dedikodularını bilgi diye ortaya koyuyor. Dış politikayla ilgili konuşurken yine 'Duydum' diyerekten, 'Bana böyle söylendi' diyerekten konuşuyor. Muhtemelen partisindeki bazı emekli diplomatların söylemlerini dış politika stratejisi zannediyor. Kendisi (Özel) Cumhur İttifakı içerisinde bir çatlak olduğunu ifade ediyor. Bunların hepsi boştur. Halen bölgede olan önemli olayları aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin içerisinde Türkiye Yüzyılı hedefleri çerçevesinde ortaya koyulan iradeyi anlamadıklarını göstermektedir."